Hormonlar

Bilindiği kadarıyla 100'den fazla vücudumuzda hormon türü bulunmaktadır. Ve her bir hormonun farklı fonksiyonları bulunmaktadır. Yine de farklı olmaları birbirini etkilemeyecekleri anlamına gelmez. Bu hormonların orkestra şefi, tiroitlerdir. Çünkü erkeği erkek, kadını da kadın yapan bu hormonlardır. Bu hormon; uyanma, uykuya dalma, kalp atışı, solunum, kemik, kas yapısı, stres, yağ yakımı, depresyon, büyüme, doğurma, kilo yani her şeyi kontrol eder. Yaşımız ilerledikçe hormon seviyeleri düşmeye başlar. Aynı zamanda kadında da erkekte de bütün organlar gibi saç ve ciltte yaşlanır. Saçlar grileşir, beyazlar, kalitesi, parlaklığı ve miktarı azalır. Bu yüzden saçın kalitesinde ve renginde hormonu inkar etmek mümkün değildir. Her ne kadar hormon üretimi yaşla beraber direkt azalsa da başka faktörlerde hormonun seviyesini etkiler. Örneğin yaş ile beraber bozulan dolaşım. Burada üretilen hormon hedef dokuya taşınırken problemler oluşur. Yine kötü ve yetersiz beslenme, özellikle tamamen yağsız diyetler (hormon yapımı için kaliteli yağ gerekiyor) hareketsiz yaşam, havadaki oksijenin azalması, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı, uzun vadeli stres hormon yapımını etkiler. Dolayısıyla sadece salgılanan hormon değil, kalp damar sağlığı, beslenme ve yaşam şekli de yaşlanmayı etkiler.

Saçlarınız parlaklığını, dalgalı oluşunu ve doğallığını mı kaybetti? İncelmeye ve seyrekleşmeye mi başladı? O zaman büyüme hormonu eksikliği yaşıyor olabilirsiniz!

Saçlarınızda azalma başladıysa büyük ihtimalle testosteron seviyesi azalmaktadır. Erkeksi hormonların yükselmesi ile saç azalma söylentisi popüler kültürde işinize yarayabilir ama aslında testosteron azalması saçlarınızı kaybetmeye başladığınızın belirtisidir. Ama hemen telaş yapmayın! İyi bir haberimiz var testosteron hormonlarınızın azalmasını önleyerek veya dengeleyerek kimi zaman azaltarak kimi zamanda yavaşlatarak saç dökülmesini kontrol altına alabiliriz.

Kadınlarda istenmeyen tüyler çıkıyorsa, örneğin burun içinde, çenede göğüslerde, kasık bölgesinde, uylukta, bacaklarda ve kollarda testosteron veya androjen hormonunda artış görülmektedir. Hormon tedavisi ile bu sorunların önüne geçmek mümkündür. Aynı zamanda doğru bir sonuç almak için düzenli beslenme ve sindirim sorunları olmamalıdır. 1 ile 4 yıl arasında tedavi başarı gösterir.

Hormonal değişiklikler, saçların çıkmasından büyüme hızına ve dökülmesine kadar, birçok özelliğini ve karakterini belirler. Saç dökülme paniği ve kel kalma korkusu tek başına bile hormonlarınızı olumsuz olarak etkiler. Bu ilişki içinde en belirgin olanı androjenlerin etkisidir. Androjen hormonu, buluğ çağında sekonder cinsel karakterleri belirleyen kılların gelişimini sağlar. Sakal, koltuk altı, kasık ve göğüs kıllarının büyüme hızını artırıp bu kılları kalınlaştırır. Öte yandan ostradiol hormonu, kılların büyüme hızını yavaşlatırken, aktif dönemini (anajen dönem) uzatır. Kortizol ise aktif döneme geçişi baskılar.

Genetik olarak saç dökülmesine müsait erkeklerde testosteron, DHT (dihid- rotestosteron) adı verilen bir yan ürün yaratır. Saçın küçülmesine ve dökülmesine yol açan bu hormonal faaliyettir. Tiroit bozuklukları (guatr) genellikle saçları da etkiler. Saçlar kurur ve kolayca kırılır.

Kadınlarda menopozla birlikte östrojen üretimi durunca, saçlar gücünü kaybetmeye başlar. Hamilelik ve doğumlar da saçları çeşitli şekillerde etkiler.
Bu örneklerin dışında, çeşitli hormonal değişikliklerin saçlar ve kıllar üzerinde daha birçok etkisini sıralamak mümkündür.

Tiroit ve oto anikor neden yükselir?

Tam olarak bilinmiyor ancak saçın dökülmesini tetikleyen faktörlerden sayılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu, ani yoğun üzüntü, gerekmediği halde sürekli iyotlu tuz kullanımı suçlanan faktörler arasındadır. Antikor yüksekliği, ailesel geçiş (genetik) göstermektedir. Bu antikorlar yükselince, ya hastada hipotiroidizm (tiroid hormon yetmezliği: örneğin Haşimato hastalığı) veya daha seyrek olarak hipertiroidizm (zehirli guatr: örneğin Basedow Graves hastalığı) oluşabilir. Oto-antikorları yüksek olanlarda tiroid'in papiller kanseri daha sık görülmektedir. Sadece tiroid hormonu vermekle tedavi tamamlanmaz, bir yandan da antikorları düşürecek tedavi de uygulanmalıdır.

Hashimototo troidi

Tiroid hücrelerine karşı vücudumuzun ürettiği antikorlar sonucu oluşan tiroid iltihabına Hashimoto hastalığı denir. Vücudumuzu mikroplara (bakteri, virüs vs) karşı koruyan bir sistem vardır. Buna "bağışıklık sistemi" (immün sistem) denir. Bu sistem, aynı sinir sistemi veya sindirim sistemi gibi bir sistemdir. Bağışıklık sistemi, akciğer, kemik iliği, dalak ve karaciğerde yerleşmiş bir grup hücreden oluşur. Bu hücrelerin ana görevlerinden biri de mikroplarla savaşmak için antikor dediğimiz molekülleri üretip kana vermektir. Üretilen bu antikorlar çok yararlıdır. Ancak, bağışıklık sisteminin "yanlışlıkla" veya "şaşırarak" ürettiği bazı antikorlar (oto-antikorlar), tiroid hücrelerinde bulunan peroksidaz enzimi ile tiroglobulin isimli moleküle karşı etkili olurlar. Bunlara oto-antikor denilir. Bu antikorlar çok zaralıdır, çünkü tiroid hücrelerine gidip yapışır ve onları "aynı bir mikropmuş" gibi tahrip eder. Tiroit'de bir iltihabi durum ("tiroidit") ortaya çıkar. Bu iltihap ve harabiyet sonucunda hormon üreten tiroid hücreleri çalışamaz hale gelir, kandaki tiroid hormon (tiroksin) düzeyi düşer, TSH düzeyi artar. Bu antikorların teşhiste en yaygın olarak kullanılanları anti-TPO (anti-tiroid peroksidaz) ve anti-TG (anti-tiroglobulin) antikorları olarak isimlendirilir. Bu antikorların ölçümü tiroid hastalığının türünün anlaşılmasında ve "tiroidit" hastalığının (tiroid'in iltihabı) tanısında çok önemli olabildiği gibi bu hastalığın daha sonraki takibinde de kullanılmaktadır.